Türklerin, Müslümanlığı kabul etmelerinden sonra İslam medeniyetinin etkisiyle
ortaya koydukları edebiyat koluna “Divan edebiyatı” denir. Bu edebiyat koluna
bu ismin verilmesinin nedeni, şairlerin şiirlerini topladıkları eserlere “divan”
denmesidir. Divan Edebiyatı, “Klasik Edebiyat, Eski edebiyat, Yüksek Zümre
edebiyatı, Havas Edebiyatı, Saray Edebiyatı” isimleriyle de anılır. Divan
Edebiyatı şiir ağırlıklı bir edebiyattır. Divan şairleri, şiir alanında çok güzel
örnekler vermişlerdir. Aynı zamanda bu edebiyatta nesir türünde de eserler
verilmiştir.
Türklerin İslamiyet’i kabul etmeleriyle günlük yaşamlarında da büyük değişim
olmuştur. Türk edebiyatı İslam öncesinde daha çok, sözlü olarak varlığını
sürdürmüştür. İslamiyet’in kabulünden sonra ise İslam kültürünün de etkisiyle
bir değişim başlamış; bu değişim, özellikle 13. yüzyıldan itibaren kendini iyiden
iyiye hissettirmiştir. Bu dönemde Arapça, bilim dili olarak benimsenmiştir.
Arapça ve Farsçanın etkisiyle Osmanlıca adı verilen bir dil ortaya çıkmıştır.
Arapça ve Farsça kelimelerin ağırlıklı olduğu Osmanlıca ile eserler veren bir
aydınlar sınıfı oluşmuştur. Bu sınıf, saray çevresinde ya da medrese eğitimi
görmüş, aydın kişilerden oluşmuştur. İşte Divan Edebiyatı, bu aydınlar
tarafından 13. yüzyılda Arap ve daha çok da Fars edebiyatının estetik yapısı
üzerine kurulmuştur. Divan edebiyatı varlığını 19. yüzyıla kadar sürdürmüş,
daha sonra Batılılaşma hareketinin başlamasıyla son bulmuştur. Tanzimat
döneminde Ziya Paşa, Namık Kemal gibi şairler Divan edebiyatı nazım
biçimlerini kullanmıştır, Yahya Kemal, Mehmet Akif gibi Cumhuriyet dönemi
şairlerinde de Divan şiiri, etkisini sürdürmüştür.
Divan şiirinin genel özellikleri şunlardır:
- Dili, Arapça ve Farsça sözcüklerin sıkça kullanıldığı Osmanlıcadır.
- Şiirler aruz vezniyle yazılır. Aruz vezni ilk önce Arap edebiyatında
kullanılmış, sonra İran edebiyatına geçmiş , oradan da Türk edebiyatına
girmiştir.
- Şiirlerin nazım birimi beyittir.
- Saray çevresine iyi bir eğitim almış aydın kesime hitap eder.
- “Göz için kafiye” ilkesi benimsenmiştir., genellikle tam veya zengin
kafiye kullanılmıştır.
- Aşk, sevgi, şarap, tabiat ve dini konular işlenmiştir. Ancak en önemli konu
aşktır. Bu, mecazi aşk (bir insana duyulan aşk) ya da ilahi aşktır.
- Aşk temsili olarak anlatılır ve belirsizdir. Bunun yanında soyut kavramlara
sıkça yer verilir.
- Sembollere ağırlık verilmiştir. Sevgilinin tarifinde servi(boy), yay(kaş),
ok(kirpik) vb. semboller kullanılmıştır.
- Bütün güzelliğini değil, parça güzelliğine önem verilir. Bu yüzden beyit
bütünlüğü önemlidir. Her beytin anlamı kendi içinde tamamlanır.
- Üsluba, biçim güzelliğine önem verilir. Söz sanatlarına sıkça başvurulur.
- Şiirlerin başlığı yoktur.
- Genellikle şairin mahlası (takma ad) bulunur.
- Arap ve İran edebiyatlarından alınan “gazel, kaside mesnevi” vb. nazım
biçimleri kullanılmıştır.
- Divan şairlerinin şiirlerini topladığı eserlere “divan” adı verilir.
Örnek
Aşağıdakilerden hangisi divan şiirinin belirleyici özelliklerinden biri
değildir?
A) Aruz vezniyle yazılmış olma
B) Kaside, gazel, mesnevi, rubai gibi nazım şekilleri içinde yazılma
C) Parça güzelliğine değil bütün güzelliğine önem verme
D) Duygu ve düşünceleri kalıplaşmış birtakım söz sanatlarıyla anlatma
E) Yabancı sözcüklerle ve dil kurallarıyla fazlaca yüklü olma
(1977)
Çözüm
C’de verilen bilginin Divan şiirinin bir özelliği olmadığını görüyoruz. Divan
şiirinde bütün güzelliğine değil parça güzelliğine önem verilir.
Cevap E
Divan şairleri, “gazel, kaside, mesnevi, müstezat, kıt’a, rubai, tuyuğ, şarkı,
murabba, terkib-i bend, terci-i bend, musammat” gibi nazım biçimlerini
kullanmışlardır. Şimdi bu nazım biçimlerini sırasıyla ele alalım:
Nazım birimi “beyit” olan nazım biçimleri:
1. GAZEL
Divan edebiyatının en çok kullanılan nazım biçimlerinden biridir. “Gazel”
sözcüğü, “kadınlar için söylenen güzel ve aşk dolu söz” anlamına gelir.
Divan şairleri severek ve beğenerek gazeller yazmışlardır.
Gazelin özellikleri:
Nazım birimi beyittir.
Beyit sayısı genellikle 5 ile 15 arasında değişir.
Aşk, kadın, şarap, tabiat güzellikleri konularını işler.
Kafiye düzeni “aa, ba, ca, da...” biçimindedir.
İlk beytine “matla”, son beytine ise “makta” adı verilir.
En güzel beytine “beyt’ül gazel” denir.
Konu bütünlüğü bulunan gazellere “yek-ahenk gazel”, bütün beyitleri
aynı güzellikte söylenen gazellere de “yek-avaz gazel” adı verilir.
Şairin mahlasının geçtiği son beyte “taç beyt” denir.
Örnek
Gazelin ilk beytine matla, genellikle şairin adı bulunan
1
son beytine tegazzül en güzel beytine beytül gazel
2 3
denir. Her beyti aynı konudan bahseden gazele
yek-âhenk, her beyti aynı derecede güzel gazele
4
yek-âvâz adı verilir.
5
Bu parçadaki numaralı terimlerden hangisinin açıklaması yanlıştır?
A) 1.
B) 2.
C) 3.
D) 4.
E) 5.
(1995 – ÖYS)
Çözüm
Tegazzül, kaside içinde gazele benzer biçimde oluşturulan şiirlere denir.
Bunda şairin adı bulunmaz. Şairin adının bulunduğu beyte “taç beyit” adı
verilir. Bilgi yanlışı 2 numaralı terimde yapılmıştır.
Cevap B
2. KASİDE
Genellikle devlet ve din büyüklerinin övmek amacıyla kaleme alınan nazım
biçimidir. Kaside, Divan edebiyatında 15. yüzyılda ve sonrasında kendine
gösterir. Fuzuli, Baki, Nef’i önemli kaside şairlerindendir. Nedim ve Şeyh
Galip de kaside türünde başarılı örnekler vermiştir.
Kasidenin özellikleri:
Nazım birimi beyittir.
Beyit sayısı 30 ile 99 arasında değişir.
Kafiye düzeni gazelinkiyle aynıdır. (aa, ba, ca...)
Kasidenin ilk beyine “matla”, son beytine “makta” adı varilir.
Kasidenin en güzel beytine “beyt’ül kasid” denir.
Şairin mahlasının yer aldığı beyte “taç beyit” denir.
Kaside altı bölümden oluşur:
Nesib: Kasidenin giriş bölümüdür. Genellikle 15 – 20 beyitten oluşur.
Değişik betimlemeler içerir. Bu bölümde daha çok, aşk ve tabiat konusu
işlenir.
Girizgâh: Asıl maksada geçişi sağlayan bölümdür. Genellikle tek beyitten
oluşur. Bu beyit ile şair methiyeye geçeceğini bildirir.
Methiye: Asıl konunun anlatıldığı bölümdür. Methiyede şair, kasideyi kimin
için yazmışsa ona övgüler düzer. Zaten “methiye”nin kelime anlamı da
“övgü”dür.
Tegazzül: kasidenin içinde gazelin söylendiği bölümdür. Gazel, kaside ile
aynı vezindedir. Tegazzül bölümü her kasidede bulunmayabilir.
Fahriye: Şairin kendisini övdüğü bölümdür.
Dua: Kasidenin son bölümüdür. Kasidede övgüsü yapılan kişi için bu
bölümde dua yapılır.
Kasideler konularına göre çeşitli isimler alır:
Tevhid: Allah’ın varlığını birliğini anlatan kasidelerdir.
Münacat: Allah’a yalvarışları, yakarışları içeren kasidelerdir.
Naat: Peygamberimiz Hz. Muhammet’i övmek için yazılan kasidelerdir.
Methiye: Önemli kişiler üzerine övgüler içeren kasidelerdir.
Mersiye: Ölen kişilerin ardından duyulan üzüntüyü dile getirilen kasidelerdir.
Hicviye: Birini eleştirmek, yermek amacıyla yazılan kasidelerdir.
Iydıye: Bayramları anlatan kasidelerdir.
Bahariye: Baharın güzelliklerini anlatan kasidelerdir.
Not:
Kasideler redifleriyle de isimlendirilebilir. Fuzuli’nin ünlü “Su kasidesi” buna
örnektir. Bu kasidenin redifi “su” olduğu için kaside, bu redifle
isimlendirilmiştir.
Örnek
Aşağıdaki beyitlerin hangisi bir kasidenin matla (ilk) beyitidir?
A) Bahar erdi yine düştü letâfet gülsitân üzre
Yine oldu zeminin lütfu gâlip âsmân üzre
B) Gül devri ayş eyyâmıdır zevk u sefâ hengâmıdır
Aşıkların bayramıdır bu mevsim-i ferhunde dem
C) Cefâ taşın ne gam atsa hayali sana alçaklar
Belâgat meyvesini hâsıl eden nahl-i hünersin sen
D) Bu devr içinde benim padişeh-i mülk-i sühan
Bana sunuldu kaside bana verildi gazel
E) Arızın yâdıyle nemnâk olsa müjgânım n’ola
Zâyi olmaz gül temennâsıyla vermek hâre su
(1994-ÖYS)
Çözüm
Kasidenin “matla” yani ilk beytini diğerlerinden ayıran en önemli özellik,
dizelerin kendi arasında kafiyeli olmasıdır. Diğer beyitlerin ise ilk dizeleri
serbest, diğer dizeleri birinci beyitle kafiyelidir. Seçeneklere baktığımızda
A’daki beytin dizelerinin kendi arasında kafiyeli olduğunu görüyoruz.
Öyleyse bu, “matla” beyitidir.
Cevap A
3. MESNEVİ
Her beyti kendi arasında kafiyeli nazım biçimidir. Mesnevi, ilk olarak Fars
edebiyatında ortaya çıkmış, daha sonra Türk edebiyatına geçmiştir. Türk
edebiyatında mesnevi türündeki ilk eser olarak Yusuf Has Hacip’in Kutadgu
Bilig adlı eseri kabul edilmektedir. Mevlana’nın Mesnevi adlı eseri de
mesnevi türünde önemli eserlerdendir. Fuzuli, Ali Şir Nevai, Şeyh Galip
mesnevi türünde güzel eserler vermiştir.
Mesnevinin özellikleri:
Nazım birimi beyittir.
Kafiye düzeni “aa, bb, cc, dd...” biçimindedir. Yani her beyit kendi
arasında kafiyelidir.
Aruzun kısa kalıplarıyla yazılıdır.
Beyit sayısı konunun işlenişine göre değişir. Birkaç beyitlik mesneviler
olduğu gibi, binlerce beyti bulan mesneviler de vardır.
Mesnevilerde “hikaye etme” tekniğinden yararlanılır.
Mesnevilerin bütününde konu birliği vardır.
Mesnevi türünde beş eserin bir araya getirilmesiyle oluşan eserlere
“Hamse” adı verilir.
Örnek:
Mesneviyle ilgili olarak aşağıda verilen bilgilerden hangisi yanlıştır?
A) Uyak düzeni aa ba ca... biçimindedir.
B) Beyit sayısı konunun işlenişine göre belirlenir.
C) Daha çok, aruz vezninin kısa kalıplarıyla yazılır.
D) Arap ve Türk edebiyatına İranlılardan geçmiştir.
E) Öyküleme gerektiren konular, bu türde işlenmiştir.
(1996-ÖYS)
Çözüm
Mesnevilerde her beyit kendi arasında kafiyelidir. Yani kafiye örgüsü “aa bb
cc...” biçindedir. Dolayısıyla A’daki bilgi yanlıştır.
Cevap A
4. MÜSTEZAT
Gazelden türemiş bir nazım şeklidir. Uzun dizelere kısa bir dize eklemek
suretiyle yazılır. Yani her bir beyit, bir uzun, bir kısa, tekrar bir uzun, bir kısa
dize olmak üzere dört dizeden oluşur. Bu kısa mısralar şiirdeki tekdüzeliği
gidermek için eklenmiştir. Yazılması zor olduğu için Divan şairlerince çok az
kullanılmıştır. Genelde “Aa Aa, Bb Aa, Cc Aa ...” biçiminde kafiyelenir.
5. KITA
En az iki beyitten oluşan nazım biçimidir. Sözlük anlamıyla “parça, bölük”
demektir. On beyti bulan kıt’alar da vardır.
Kıt’anın özellikleri:
Kafiye düzeni “xa, xa” biçindedir.
Kıt’alarda mahlas söylenmez.
Dizeleri arasında anlam bütünlüğü vardır.
Felsefe, tasavvuf, bir düşünce, yergi, övgü, haya görüşü vb. kıt’anın
konusu olabilir.
Nazım birimi “dörlük” veya “bend” olan nazım biçimleri:
1. RUBAİ
İran edebiyatında doğmuş bir nazım biçimidir. Rubai, “dörtlük” anlamını
taşır. Türk edebiyatına İran edebiyatından geçmiştir. İran edebiyatında
Ömer Hayyam, Türk edebiyatında Yahya Kemal rubaileriyle ünlüdür.
Rubainin özellikleri:
Tek dörtlükten oluşur.
Kafiye düzeni “aaba” biçimindedir.
Tasavvuf ve felsefe konularından dünya görüşüne, hicivden nüktelere
kadar bir çok konuyu işler.
İlk iki dize ortaya konmak istenen düşüncenin hazırlayıcısıdır. Asıl
söylenmek istenen 3. ve 4. dizelerde belirtilir.
Mahlas söylenmez.
Aruzun özel kalıplarıyla (24 kalıp) yazılır.
2. TUYUĞ
Yalnızca Türk edebiyatında görülen nazım biçimidir. Tuyuğ, “imalı, cinaslı
söz söylemek” demektir. Türk edebiyatında Kadı Burhanettin tuyuğlarıyla
ünlüdür.
Tuyuğun özellikleri:
Tek dörtlükten oluşur.
Kafiye düzeni “aaba” biçimindedir.
Konu sınırlaması yoktur.
Aruzun tek bir kalıbıyla (failatuün, failatün, failün) yazılır.
3. ŞARKI
Sadece Türk edebiyatında görülen bir nazım şeklidir. Klasik Türk
edebiyatında en ünlü şarkı şairi Nedim’dir.
Şarkının özellikleri:
Genellikle dört dizelik bentlerle yazılır. Ancak beş ve altı dizelik bentlerle
yazılan şarkılar da vardır.
Şarkılarda her bendin üçüncü mısrasına “miyan” adı verilir. “Miyan”ın en
güzel mısra olmasına özen gösterilir.
Bent sonlarında tekrarlanan mısralara “nakarat” denir.
Bent sayısı 2 ile 5 arasında değişir.
Son bentte genellikle şairinin mahlası yer alır.
Kafiye düzeni “aaaa, bbba, ccca...” biçimindedir.
Konusu aşk, sevgi ve ayrılık, eğlencedir.
Çoğunlukla bestelemek amacıyla yazılır.
Geniş halk kitlelerine ulaşmak amaçlandığından oldukça sade bir dil
kullanılır.
4. MURABBA
Aynı vezinde dörder dizelik bentlerden oluşan nazım şekline “murabba”
denir. Bu nazım şekli, Halk edebiyatının etkisiyle oluşmuştur.
Murabbanın özellikleri:
Bent sayısı 4 ile 8 arasında değişir.
Kafiye düzeni “aaaa, bbba, ccca...” biçimindedir.
Hemen her konuda yazılabilir.
5. TERKİB-İ BENT
Aynı vezinde 8 -20 mısralık bentlerden oluşan nazım biçimidir. Terkib-i
bendin en ünlü ustası Bağdatlı Ruhi’dir. Tanzimat döneminde Ziya Paşa da
terkib-i bendin çok güzel örneklerini vermiştir.
Terkib-i bendin özellikleri:
Bent sayısı genellikle 5 -7 arsında değişir. Bentlerdeki mısra sayısının
birbirine eşit olması gerekir.
Bentlerin her birine “hane” ya da “terkip-hane” denir.
Her bendin sonunda kendi arasında kafiyeli olan beyte “vasıta beyit” adı
verilir. Her bendin vasıta beyti birbirinden farklıdır.
Kafiye düzeni genellikle gazelinki gibidir.
Hemen her türlü konuda yazılabilir.
Genellikle felsefi düşünceler ve toplumsal konular işlenir.
Şairin mahlası son bentte (terkip-hane) yer alır.
6. TERCİ-İ BENT
Aynı vezinde 8-20 mısralık bentlerden oluşan nazım biçimidir. Terci-i bent,
şekil yönünden terkib-i bende benzer. Terkib-i bent ile terci-i bendin farkı
şudur: Terci-i bentte “vasıta beyit” her bendin sonunda aynen tekrarlanır;
yani terci-i bendin vasıta beyti nakarat biçimindedir. Terkib-i bendin vasıta
beyti ise her bentte birbirinden farklıdır.
7. MUSAMMAT
Bentlerden kurulu (dörtlü, beşli, altılı... dizelerden oluşan bentler) nazım
şekillerinin genel adı “musammattır” tır. “Murabba, muhammes, müseddes,
müseddes, müsebba, tahmis, taştir vb.” nazım şekilleri bu türdendir.
“Murabba, muhammes, müseddes, tahmis, taştir” en çok kullanılan
musammatlardandır.
Mussammatlar, söyleyiş rahatlığından dolayı hemen her konuda yazılabilir.
Musammatta, ilk bendin bütün dizeleri kendi arasında kafiyelidir. Fakat
sonraki bentlerde kafiye düzeni musammatın türüne göre değişir.
Türk edebiyatında gazeller, dize ortalarında kafiyelenerek musammat
biçimine dönüştürülebilir. Bu tür gazellere “musammat gazel” denir. Bu
yolla yazılmış gazeller daha sanatkarane olup her bir beyit dörtlük şeklinde
okunabilir.
!!!UYARI!!!
Divan edebiyatında bir şairin şiirine, başka bir şairin aynı vezin, kafiye ve
redifte benzer şiir yazmasına “nazire” adı verilir.
Örnek
Aşağıdaki dizilerden hangisi, Divan Edebiyatı ürünlerinin adlarıdır?
A) şarkı – ağıt – rubai – müstezat – mani
B) müstezat – mersiye – gazel – naat – münacaat
C) tuyug – kaside – murabba – türkü – gazel
D) rubai – mahammes – destan – tuyug – masal
E) gazel – şarkı – murabba – mani – mesnevi
(1986 – ÖYS)
Çözüm
A’da “ağıt, mani”, C’de “türkü”, D’de “destan, masal”, E’de “mani, destan”
Halk edebiyatı ürünleridir. B’dekilerin ise tümü Divan edebiyatına özgü
türleridir.
Cevap B
DİVAN EDEBİYATI ŞAİRLERİ
Divan edebiyatının ilk ürünleri 13. yüzyılda verilmiştir. Sonraki yüzyıllarda
parlak dönemini yaşayan Divan edebiyatı 18. yüzyıldan sonra büyük şairler
çıkaramamıştır. Şimdi önemli Divan şairlerini sırasıyla inceleyelim:
HOCA DEHHANİ (13. yüzyıl)
Divan edebiyatının ilk temsilcisi olarak kabul edilir. Hoca Dehhani’nin hayatıyla
ilgili elimizde geniş bilgiler bulunmamaktadır. Şiirlerini din dışı konularda
yazmıştır. “aşk” şiirlerinin en önemli konusudur. Aruzu ustaca kullanmıştır.
MEVLANA (13. yüzyıl)
Mevlana, ünü Anadolu sınırlarını aşmış, hemen tüm dünya ülkelerine ulaşmış
bir mutasavvıf, bir düşünürdür. Batılı anlayışa göre hümanizmin
temsilcilerindedir.
Mevlana 1207’de bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan Horasan
yöresinde, Belh şehrinde doğmuştur. Moğol istilası yüzünden Belh’ten ayrılmış
ve uzun bir yolculuktan sonra Anadoluya gelmiş; önce Karaman’a ardından
Selçuklu hükümdarı Alaaddin Keykubat’ın daveti üzerine Konya’ya
yerleşmişlerdir.
Babası Sultânü’l Ulemâ Bahaettin Veled ölünce talebeleri ve müridleri
Mevlana’nın çevresinde toplanmışlardır. Gerçekten de Mevlana büyük bir ilim
ve din bilgini olmuştur. İplikçi Medresesi’nde vaazlar vermiş, medrese,
kendisini dinlemeye gelenlerle dolup taşmıştır.
Mevlana, eserlerinde dini-tasavvufi konuları ele almıştır. Şiirlerini Farsçayla
yazmıştır. Aruz ölçüsünü kullanmıştır. Şiirlerinde engin bir derinlik vardır.
Günümüzde de ilgiyle okunan eserleri bir çok dile çevrilmiştir.
Yaşamını “Hamdım, piştim, yandım.” sözleriyle özetleyen Mevlana 17 Aralık
1273’te yaşamını yitirmiştir. Ölüm gününü “şeb-i arus” (düğün gecesi) olarak
nitelendirmiştir. Ölüm yıldönümlerinde “şeb-i arus” kutlamaları günümüzde de
yapılmaktadır. Mevlana Celaleddin Rumi, Anadolu’da adeta bir medeniyetin
temelini kurmuş, bir fikir, düşünüş, inanış, kültür ve sanat çığrının kaynağı
olmuştur.
Eserleri:
Divan-ı Kebir, Mesnevi, Mecâlis-i Seb’a, Fihi Ma Fih, Mektubat
Divan-ı Kebir: Mevlana’nın şiirlerinin toplandığı eserlerdir. “Divan-ı Kebir” sözü
“Büyük Divan” anlamına gelir. Mevlana’nın çeşitli konularda söylediği şiirlerin
tamamı bu divandadır. Divan-ı Kebir’in dili Farsça olmakla beraber, içinde
Arapça, Türkçe ve Rumca şiirler de bulunmaktadır. Divan-ı Kebir’in beyit sayısı
40.000’i aşmaktadır. Divanda yer alan şiirler vezin ve kafiyeler göz önüne
alınarak düzenlenmiştir.
Mesnevi: Mevlana’nın en ünlü eseridir. İslam dünyasında kutsal bir kitap
saygısıyla tanınmış ve çok sevilmiş bir eserdir. Mesnevi şeklinde yazılmış bir
eserdir. 6 ciltten oluşan eser, 25.000’i aşkın beyitten oluşur. Mevlana, Allah’ın
varlığını, birliğini ve dini-tasavvufi konuları hikayeler biçiminde bu eserinde
anlatmıştır.
Mecâlis-i Seb’a: Mevlana’nın yedi meclisinin, yedi vaazının toplanmasından
meydana gelmiştir.
Fihi Mah Fih: Mevlana’nın sözlerinin not edilmesinden meydana gelen orta
hacimde bir kitaptır. “Ne varsa içindedir.” Manasına gelmektedir. Bu eser
Mevlana’nın çeşitli meclislerde yaptığı sohbetleri içermektedir.
Mektubat: Mevlana’nın başta Selçuklu hükümdarlarına ve devrin ileri
gelenlerine nasihat için, dini ve ilmi konularda açıklayıcı bilgiler vermek için
yazdığı mektuplardan oluşan eserdir.
SEYYİT NESİMİ (14. yüzyıl)
Divan edebiyatının mutasavvıf şairlerindendir. Şiirlerini dini-tasavvufi
konularda yazmıştır. Eserlerinde Azeri Türkçesini kullanmıştır. Dili oldukça
sadedir. Şiirlerinde coşkun bir lirizm vardır. “Divan”’ı vardır. Tuyuğ türünün
başarılı örneklerini vermiştir. Savunduğu tasavvufi düşünceler, halk arasında
tam ve doğru olarak anlaşılmamıştır.
AHMEDİ (14. yüzyıl)
Mısır’da eğitim görmüştür. Uzun bir ömür sürmüştür. Bursa’da ve Edirne’de
saray çevresinde refah içinde yaşamıştır. Şiirlerini genellikle din dışı konularda
yazmıştır. “Divan” ı ve mesnevi tarzında “İskendername” adlı bir eseri vardır.
AŞIK PAŞA (14. yüzyıl)
Şiirlerini hece ve aruz vezinleriyle yazmış, Divan ve Halk şiirinden örnekler
vermiştir. Mevlana’nın etkisiyle yazdığı “Garibname” mesnevisi ünlüdür. Farsça
bildirdiği halde Türkçeye önem vermiş, bu mesnevisini de Türkçe yazmıştır.
Heceyle yazdığı şiirlerinde Yunus Emre etkisi görülür.
ŞEYHİ (15. yüzyıl)
Şeyhi, tasavvufi bir kişilik olmasına ve tasavvuf eğitimi almasına rağmen
eserlerinde tasavvufi öğelere pek yer vermemiştir. Din dışı şiirler yazmayı
tercih etmemiştir. Dil ve sanat zevki yönünden şiirler yazmıştır. Aynı zamanda
hekim olan Şeyhi, göz rahatsızlığı yaşayan Çelebi Mehmet’i tedavi etmiştir.
Bunun üzerine kendisine hediye olarak bir tımar (arazi) verilmiştir. Kendisine
verilen tımarın eski sahiplerinden dayak yemiştir. Bunun üzerine, mesnevi
türündeki ünlü “Harname” adlı eserini yazmış, toplumdaki aksaklıkları
eleştirmiştir. Şeyhi’nin “Divan” ı da vardır.
ALİ ŞİR NEVAİ (15. yüzyıl)
Türkçenin gelişmesi için çaba göstermiş bir şairdir. Çağatayca’nın edebi bir dil
haline gelmesini sağlamıştır. Şiirlerinde coşkun bir lirizm vardır. Şiirlerini
Türkçe ve Farsça yazan Ali Şir Nevai, Arapçayı da çok iyi öğrenmiştir. Ünlü ilim
adamlarından Molla Cami, onun şiir arkadaşlarındandır.
Kaşgarlı Mahmut’tan sonra Türk diline en büyük hizmet eden kişi olarak
tanınan Ali Şir Nevai, “Muhakemet-ül Lügateyn” adlı kitabında Türkçe ile
Farsçayı karşılaştırarak pek çok yerde Türkçenin üstünlüğünü savunmuştur.
Nevai, bu kitabını Türkçeyi bırakarak eserlerini Farsça verenlere yönelik
yazmıştır. Ali Şir Nevai, Türkçe yazdığı şiirinde “Nevai”, Farsça yazdığı
şiirinde “Fani” mahlaslarını kullanmıştır.
Ali Şir Nevai’nin dördü Türkçe, biri de Farsça olmak üzere beş ayrı divanı
vardır. “Hamse”si ile Türk edebiyatında ilk hamse yazan Ali Şir Nevai’nin
divanlarından hariç 18 eseri vardır.
Eserleri:
Muhakemet’ül Lugateyn, Mecalis’ün Nefais, Mizan’ül Evzan, Divan
Muhakemet’ül Lugateyn: Ali Şir Nevai, bu eserinde Türkçeyle Farsçayı
karşılaştırıp Türkçenin daha üstün bir dil olduğunu ortaya koymuştur.
Mecalis’ün Nefais: Bu eser, bir şairler tezkiresidir. Şairlerin yaşamıyla ilgili
bilgiler içermektedir. Türk edebiyatında ilk şairler tezkiresi (biyografi) olarak
kabul edilmektedir.
Mizan’ül Evzan: Türkçe yazılan bu eserde, Orta Asya Türk nazım şekilleri
hakkında bilgiler ve örnekler verilmiştir.
SÜLEYMAN ÇELEBİ (15. yüzyıl)
Orhan Gazi döneminde Bursa’da doğmuştur. İyi bir eğitim almıştır. Bilgili
tavırlarıyla Osmanlı padişahı Yıldırım Beyazıt’ın dikkatini çekmiş ve yapımı
1399’da tamamlanan Ulu Cami’ye imam olarak atanmıştır.
1409’da “Mevlid” kasidesini yazarak Türk kültürünün önemli parçalarından
mevlid törenlerinin mimarı olmuştur. Mevlid, Hz. Muhammet’in doğumunu ve
hayatını konu alan ve çeşitli törenlerde okunan besteli dini eserdir. Bu eserin
asıl adı “Vesilet’ün Necat”tır. Halk arasında “Mevlid” olarak bilinmektedir.
Süleyman Çelebi, Peygamberimize derin bir sevgi beslediği için bu eseri
yazmıştır. Peygamberimizin özellikleri en güzel ifadelerle bu eserde
anlatılmıştır. Mevlid, günümüzde de büyük bir ilgiyle okunmaktadır.
FUZULİ (16. Yüzyıl)
Divan edebiyatının en büyük şairlerindendir. Asıl adı Mehmet’tir. Yaşamı
konusunda yeterli bilgi yoktur. Şiirlerine başka şairlerin sahip çıkmasından
dolayı “Fuzuli” takma adını almıştır. “İşe yaramayan, boş” anlamını taşıyan bu
adı, kimsenin beğenmeyeceğini düşündüğünden kullanır. Ama “işe yaramayan,
gereksiz” anlamına gelen “fuzuli” sözcüğünün başka bir anlamı da “fazilet,
erdem”dir.
Fuzuli iyi bir öğrenim görmüştür. Özellikle İslam bilimleri ve tasavvuf
konularında çalışmalar yapmıştır. Şiirlerinde görülen kavramlarından simya,
gökbilim konularıyla ilgilendiği anlaşılmaktadır. İslam bilimleri içinde hadis,
fıkıh, tefsir ve kelam üzerinde durduğu, gene yapıtlarında yer alan kavramların
incelenmesinden ortaya çıkmaktadır. Türkçe, Arapça, Farsça divanlarında
bulunan şiirleri, bu üç dili de çok iyi kullandığını, onların bütün inceliklerini
kavradığını göstermektedir.
Fuzuli’ye göre şiirin özünü sevgi, temelini bilim oluşturur. “Bilimsiz şiir
temelsiz duvar gibidir, temelsiz duvar da değersizdir.” Anlayışından yola
çıkarak sevgiyi evrenin özünü kuran bir öğe olarak algılar. Bu nedenle “evrende
ne varsa sevgidir, sevgi dışında kalan bilim bir dedikodudur.” yargısına varır.
Allah ve peygamber sevgisini şiirlerinde işler. Peygamberimiz Hz. Muhammet,
için yazdığı “Su kasidesi” ünlüdür. Sevginin yanında, şiirin örgüsünü
bütünlüğe kavuşturan ikinci öğe üzüntüdür. Bu üzüntü, sevgiliye kavuşma
özleminden ondan ayrı kalıştan kaynaklanır.
Divan şiirinin bütün ölçülerini, biçimlerini kullanan Fuzuli’nin yaratıcı gücü,
düşünce derinliği söyleyiş akıcılığı daha çok gazellerinde görülür. Fuzuli, Divan
edebiyatında hamse sahibi şairlerdendir. O, dili ustaca kullanarak, Türkçe ile
kusursuz denilebilecek şiirler söylemiş ve kendinden sonra gelen birçok şairi
etkisi altına almıştır. Fuzuli’nin şiirlerinde aşk ve ıstırap iç içedir ve şiirlerin
dokusunda tasavvuf en belirgin özellikleriyle yer alır. Şiirlerinde samimi
söyleyişiyle, lirizmi yakalamış ve buna paralel bir üslup kullanarak, şiir
sanatında kalıcılığı yakalamıştır. O, Farsça bir beytinde de ifade ettiği gibi,
ülkelerin askerlerle değil, dil kılıcıyla fetheden bir şairdir.
Eserleri:
Divan (Türkçe, Arapça, Farsça 3 adet) Leyla ve Mecnun, Hadikat’üs Süeda,
Beng ü Bade, Enüs’ül Kalb, Şikayetname, Rind ü Zahit, Heft Cam
Leyla ile Mecnun: Mesnevi türünde bir eserdir. Bu eserde Fuzuli, Leyla ile
Mecnun arasındaki unutulmaz aşk hikayesini çok güzel bir üslupla yazmıştır.
Hadikat’üs Süeda: Bu eserinde Kerbela olayını anlatır.
Beng ü Bade: Birer sembol olarak kullanılan esrar ile taze şarabın arasındaki
savaşı hikaye eden, 540 beyitlik Türkçe mesnevisidir.
Şikayetname:Fuzuli’nin ünlü mektubudur Osmanlı’nın Bağdat’ı fethinde Fuzuli,
Kanuni Sultan Süleyman’a bir kaside (Bağdat kasidesi) sunar. Bu şiiri çok
beğenen Kanuni, Fuzuli’ye maaş bağlar.Ancak sonraları Fuzuli, memurların hile
ve oyunları yüzünden bu maaşı düzenli olarak alamaz. Fuzuli de bu durumu
şikayet etmek için işte bu mektubu yazar.
Rind ü Zahit: Rind ile Zahid adlı kahramanların diyaloglarına dayan bir eserdir.
Heft Cam: Yedi kadeh anlamına gelen bu eserde, yedi kadehin neşesi dile
getirir. Farsça bir mesnevidir.
BAKİ (16. yüzyıl)
Divan edebiyatının ünlü şairlerindendir. Medresede iyi bir eğitim görmüştür.
Müderistlik ve kadılık yapmıştır. Şeyhülislam olmayı istemiştir. Eğlenceye
düşkün, hoşça yaşamayı seven bir yapısı olduğundan bu makama
ulaşamamıştır. Aruzu Türkçeye başarıyla uygulamıştır. Şiirlerinde aşk, sevgi
önemli bir yer tutar. Yaşadığı dönemde “Sultan’üş Şuara”, yani “şairler
sultanı” unvanı almıştır.
Güçlü bir şiir tekniği vardır. Ahenkli şiirler yazar. Dili kullanmada çok
başarılıdır. Şiirleri yarattığı tını, musiki de şiirlerinin farklı bir özelliğidir.Fazla
eser kaleme almamıştır, fark yaratacak güzel eser bırakmak istemiştir.Türkçe
“Divan”ı vardır.Eserlerinden biride Kanuni Sultan Süleyman’ın vefatı üzerine
yazdığı “Kanuni Mersiyesi” isimli mersiyedir. Bu mersiye hem teknik olarak
güçlü yapısı hem de eşsiz ahengi ve dönemin ruhunu, özellikle edebiyat tarzını
en güzel şekilde ifade ettiği için en ünlü mersiyelerden biri olmuştur.
NEF’İ (16. yüzyıl)
Divan edebiyatının ünlü hiciv şairidir. Daha küçük yaşlardan itibaren güçlü iyi
bir eğitim almış, Fars edebiyatının ünlü eserlerini okumuştur. Arapça ve Farsça
öğrenmiştir. Padişah 1. Ahmet zamanında İstanbul’a gelmiş, devlet hizmetine
girmiş ve bir süre farklı memurluklarda çalışmıştır. Daha sonraları II. Osman ve
IV. Murat döneminde yıldızı parlamış ve sarayla yakın bir ilişki kurmuştur.
Nef’i yazdığı hicivlerle dönemin bir çok ismini eleştirmiş, onların nefretini ve
öfkesini üstüne çekmiştir.Yine de uzun bir süre IV. Murat tarafından korunmuş,
daha sonraları IV. Murat kendisinden hiciv yazmamasını istemiştir. Nef’i, her ne
kadar padişah IV. Murat’a bu konuda söz verse de, kalemini durduramayıp
Vezir Bayram Paşa hakkında bir hicviye kaleme almıştır. Bu hicviyesinden
ötürü, 1635 yılında, sarayın odunluğunda kementle boğularak öldürülmüştür.
Ünlü eseri “Siham-ı Kaza” da önemli kişileri eleştirmiştir. Başarılı kaside
örnekleri vermiştir. Bir de “Divan”ı vardır.
NABİ (17.yüzyıl)
1642 yılında, Şanlıurfa’da doğan Nabi iyi bir eğitim görür. Yirmi dört
yaşındayken geldiği İstanbul’da eğitimine devam eder, bu sırada şiirler yazar ve
şiirleri ile tanınmaya başlanır. Muhasip Mustafa Paşa’nn divan katibi ve
Kethüdası olur. Paşa vefat edince ise Halep’e gider.
İstanbul’da geçirdiği dönemde birçok önemli isimle arkadaşlıkları olmuş,
sarayla da bazı ilişkiler kurmuştur. Bunun da etkisiyle, Halep’te geçirdiği
yıllarda (yaklaşık 25 yıl) devletin sağladığı imkânlarla rahat bir hayat sürmüştür.
Eserlerinin çoğunu Halep’te geçirdiği bu yıllarda kaleme almıştır. Güzel bir sese
sahip olan Nabi, müzik konusunda da başarılıdır. “Seyid Nuh” ismiyle bazı
besteleri olduğu bilinir.
Nabi, Osmanlı’nın duraklama devrinde yaşamış bir şairdir, yönetim ve
toplumdaki bozulmalara şahit olur. Çevresindeki bu olumsuzluklar onu didaktik
şiir yazmaya –yönlendirmiş, eserlerinde devleti, toplumu ve sosyal hayatı
eleştirmesine neden olmuştur. Ona göre şiir hayatın, karşılaşılan sorunların ve
günlük yaşamın içinde olmalı, hayattan insandan ve insani konulardan
dışlanmamalıdır. Bu yüzden şiirleri hayat ile alâkalı, çözümler üretmeye
çalışan, yer yer nasihatta bulunan bir yapıdadır. Toplum tarafından anlaşılmayı
amaçladığından eserlerinde yalın ve anlaşılır bir dil kullanır.
Eserleri:
Divan, Hayriye, Hayrabâd, Surname
Hayriye : Bu eserde hayat tecrübelerini ve düşüncelerini dile getirir. Oğluna
hayatla ilgili öğütlerini bu eserinde anlatılır. Eser, oğlunun şahsında adeta tüm
gençler için yazılmıştır. “Hayriye” didaktik bir mesnevidir. Eserde İslami
bilgilerin yanı sıra, ahlaki öğütler de vardır.
BAĞDATLI RUHİ (17. yüzyıl)
Şairin gerçek ismi Osman’dır. Bağdat’ta doğduğu için Bağdatlı Ruhi olarak
anılmıştır. Babası Osmanlı ordusunda bir askerdir, kendisi de sipahi olmuştur.
Dönemin önemli, ünlü isimleriyle arkadaşlık kurmuştur. Çeşitli savaşlara
katılmıştır. Eleştirel tarzı ve yalın üslubu ile ünlenmiştir. Toplumun sorunlarına
ilişkin yazmayı tercih etmiştir. 1605 yılında Şam’da öldüğü bilinmektedir.
Bağdatlı Ruhi’nin en çok etkilendiği şair Fuzuli’dir, Ruhi revaçta olan aşk,
kahramanlık gibi konular üzerine yazmaktansa yaşadığı bölgelerin idari
sistemlerinin meseleleri toplumun sorunlu ve eksik noktaları, yanlış din
anlayışı gibi konularda, eleştirel bir tarzda yazmıştır. Bağdatlı Ruhi’nin en
önemli eseri “Terkib-i Bend” isimli manzumesidir.
NEDİM (18. yüzyıl)
Nedim, 18. yüzyıl divan şairlerindendir. 1681 yılında İstanbul’da doğmuştur.
Medrese eğitimine daha küçük yaşlarda başlamış; Arapça öğrenmiş,
müderrislik ve mahkeme naipliği yapmıştır. Nevşehirli Damat İbrahim Paşa,
Nedim’i önce muhasipliğe sonrada kütüphanesinde hafız-ı kütüb görevinde
görevine getirmiştir. Şiirlerini çok seven Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın
sayesinde Sultan 3. Ahmet’in de bulunduğu toplantılara katılmış ve Sultan’ın
beğenisini kazanmıştır. 1730 yılında , İstanbul’da, Patrona Halil Ayaklanması
sırasında vefat etmiştir.
Lale Devri şairi olan Nedim, neşeli şarkılar ve gazeller kaleme almıştır. Türk
edebiyatında ilk şarkı örneklerini Nedim vermiştir. Eserlerinde sık sık aşk,
şarap ve zevk alemlerini işlemiştir. Kuşkusuz bunda dönemin aşk, şarap, zevk
ve eğlence ortamlarında bulunmasının etkisi çoktur. Aynı zamanda, şiirlerinde
İstanbul’a yer vermiş, İstanbul’a olan aşkını sık sık dile getirmiştir. İstanbul’un
eğlence mekanları, Sadabad, Boğaz, Göksu vb. Nedim’in şiirlerinde estetik bir
düzen içinde kendine bir yer bulur.
Divan edebiyatında İstanbul’u belki de en güzel betimleyen şair kendisidir.
Şiirlerini kıvrak ve yalın bir dille kaleme almış, aruz kalıplarını bağlı kalmamıştır.
Heceyle yazdığı bir de türküsü vardır. Şiirlerinde İstanbul Türkçesini başarıyla
kullanır. Dilde “mahallileşme akımı” Nedim’le başlar. Bu usta şairin bir “Divan”ı
vardır.
ŞEYH GALİP (18. yüzyıl)
Divan edebiyatının önemli şairlerindendir. Asıl adı Mehmet olan Şeyh Galip,
1757 yılında, İstanbul’da doğmuştur. Babası Mustafa Reşid Efendi, Hümayun
katiplerindedir. Daha çok küçük yaşlarda büyük bir kabiliyet ve başarı gösteren
şair, ilköğrenimini babasından görmüş, daha sonraları dönemin ünlü
şairlerinden Farsçanın inceliklerini öğrenmiştir. Ailesinin etkisi ile Konya’da
Mevlana Dergahı’nda çileye girmiş, sonra yine ailesinin isteğiyle çilesini
tamamlayamadan İstanbul’a geri dönmüştür. İstanbul’a döndüğünde Yanikapı
Mevlevihanesi’nde çilesini tamalamıştır.
“Esad” ve “Galip” mahlaslarıyla yazdığı şiirlerini toplayarak yirmi dört yaşında
iken divanını meydana getirmiştir. Sembolizm benzeri bir tarzın Türk
edebiyatındaki öncüsü olmuş, birçok buluşu ve yarattığı mazmunlarla divan
edebiyatının gelişmesinde büyük bir rol oynamasına rağmen Divan şiirinin
geleneklerinden de kopmamıştır. Bugün Şeyh Galip’in şiirleri, harika
sembolizm öğeleri ve betimlemeleriyle büyük bir beğeni toplamaktadır.
Şeyh Galip, Divan edebiyatının son büyük temsilcisi sayılmaktadır. Dini
konularda çok güzel şiirler yazmıştır. “Divan”ının yanı sıra “Hüsn ü Aşk” isimli
çok önemli bir eseri vardır.
DİVAN EDEBİYATINDA NESİR
Nesir (düzyazı), edebiyatımızda Tanzimat dönemine gelinceye kadar hep şiirin
gölgesinde kalmıştır. Verilen nesir örnekleri de bir düşünceyi iletmekten çok
sanat yapmak amacıyla ortaya koymuştur.
Divan edebiyatında nesir yazanlara “münşi”, nesir yazılarına “inşa”, nesir
yazılarının toplandığı eserlere de “münşeat” denir.
Divan edebiyatında nesir dil ve anlatım yönünden üçe ayrılır:
Sade nesir: Halkın konuşma diliyle yazılan nesirlerdir. Sade nesirlerin yalın ve
anlaşılır bir dili vardır.
Orta nesir: Süslü ifadeler içermekle birlikte yalın bir dilin kullanıldığı nesir
türüdür. Tarih, gezi, coğrafya ve din kitapları bu türde yazılmıştır.
Süslü nesir: Süslü ifadelerinin, söz oyunlarının, sanatların sıkça kullanıldığı
nesirdir. Secilere, mecazlara sıkça başvurulur. Arapça ve Farsça sözcükler
ağırlıktadır. Ağır ve anlaşılmaz bir dili vardır.
Divan edebiyatında kullanılan nesir biçimleri şunlardır:
1. TEZKİRE
Önemli kişilerin yaşamöykülerinin anlatıldığı eserlere “tezkire” denir. Bu tür,
günümüzde “biyografiye” karşılık gelmektedir. Şairlerin yaşamöykülerini
anlatan tezkirelere “tezkiret’üş şuara”, din adamlarının yaşam öykülerini
anlatan tezkirelere “tezkiret’ül evliya”, müzik adamlarının yaşamöykülerini
anlatan tezkirelere “tezkire-i musikişinas” adı verilir. Yani tezkirenin ismi, hangi
kesimden insanın yaşamöyküsünü anlatıyorsa ona göre değişiklik
göstermektedir. Ali Şir Nevai’nin “Mecalis’ün Nefais” adlı eseri Türk
edebiyatındaki ilk şairler tezkiresi olarak kabul edilmektedir.
2. SEYAHATNAME
Gezilip görülen yerlerle ilgili izlenimleri aktaran nesirlere “seyahatname” denir.
Seyahatname, günümüzde “gezi yazısı”na karşılık gelmektedir. Seyahatnamede
amaç,gezilip görülen yerlerin doğal ve tarihi güzellikleri, gelenek ve
göreneklerini insanlara tanıtmaktır. Evliya çelebi’nin “Seyahatname” adlı eseri
Türk edebiyatında bu türün ilk örneği kabul edilir. Piri Reis’in “Kitab-ı
Bahriye”si de güzel bir seyahatname örneğidir.
3. SEFARETNAME
Sefir (elçi) olarak bir ülkeye gönderilen kişilerin ya da beraberinde
bulunanlardan birinin sefaret (elçilik) görevleri sırasında gözlemlerini ve siyasi
izlenimlerini anlattıkları eserlere “sefaretname” adı verilir. Osmanlı devletinin
ilk dönemlerinden başlanarak çeşitli ülkelere sefir gönderilmişse de gerçek
anlamda sefaret yazma geleneği 17. yüzyılda başlar. Yirmi sekiz Mehmet
Çelebi’nin “Sefaretname”si bu türün en tanınmış örneğidir.
4. SİYASETNAME
Devlet yöneticilerine, yöneticilik sanatı hakkında bilgiler verip önerilerde
bulunan didaktik eserlere “siyasetname” denir. Bu tür eserler, bir devletin nasıl
yönetileceği, yöneticilerin halka nasıl davranması gerektiği, toplumsal adaletin
nasıl kurulacağı vb. konularda bilgiler içerir. Siyasetnameler ideal bir devlet
yönetiminin nasıl olması gerektiğini ortaya koyar. Yusuf Has Hacip’in yazdığı
Kutadgu Bilig, Türk edebiyatında ilk siyasetname olarak kabul edilmektedir.
5. VELAYETNAME
Velilik makamına ulaşmış din büyüklerinin yaşamını anlatan eserlerdir.
6. KISAS-I ENBİYA
Peygamberlerle ilgili kıssaların yer aldığı eserlerin genel adıdır. Bu eserler,
peygamberlerin yaşamlarıyla ilgili önemli bilgiler de içerir.
7. SİYER
Peygamberimiz Hz. Muhammet’in hayatını ve savaşlarını anlatan eserlerdir.
Manzum veya nesir olabilir. Türk edebiyatında başarılı siyer örnekleri
verilmiştir. Siyer-i Veysi bunlardan biridir.
Divan edebiyatında nesir alanında önemli isimler şunlardır:
SİNAN PAŞA (15. yüzyıl)
Divan edebiyatının nesir ustalarındadır. İyi bir eğitim alan Sinan Paşa,
Edirne’de müderrislik yapmıştır. Ayrıca Fatih’in sadrazamlığını yapan ilim
sahibi biridir. Türk edebiyatında süslü, secili nesir türünün ilk temsilcisi olarak
kabul edilir. Nesirde ahenge önem verir. Arapça ve Farsça kelimelerle yüklü,
ağır bir dili vardır.
En önemli eseri “Tazarruname” adlı münacat (Allah’a yakarma) eseridir. Ağır,
sanatlı bir söyleyişi vardır. Bundan daha sade ama yine secilerle yüklü diğer
eseri ise, didaktik, ahlaki bir eser olan “Marifname”dir. Bazı evliyaların
menkıbelerini anlattığı “Tezkiret’ül Evliya” adlı eseri de önemlidir.
MERCİMEK AHMET (15. yüzyıl)
Hayatı hakkında elimizde kesin bilgiler bulunmamaktadır. 15. yüzyılın ilk
yarısında yaşadığı sanılmaktadır. Mercimek Ahmet, Sinan Paşa’nın süslü
nesrine karşı sade nesirle eserler yazar. Eserlerinde konuşma diline yakın bir
dil görülür. Yazarın en önemli eseri, Farsça aslından çevirdiği “Kaabusname”
adlı didaktik bir öğüt eseridir. Eserde, sosyal hayatla ilgili öğütler vardır.
EVLİYA ÇELEBİ (16. yüzyıl)
1611’de Kütahya’da doğmuş, Mısır’da ölmüştür. Kesin ölüm tarihi bilinmese de
bunun 1682’den sonra olduğu bilinmektedir. Pirinç levhalar üzerine oyma
işleyen bir babanın oğludur. Kanuni’nin Zigetvar seferinde, önemli hizmetleri
olan babasının çevresindeki kişilerin serüvenlerini hikaye ettikleri aile
sohbetlerinde bulunan Evliye Çelebi, dünyayı gezip görme merak ve isteği
duymuştur. Yirmi yaşındayken İstanbul içinde gezerek gördüklerini kaleme
almıştır.
Evliya Çelebi ilk seyahatini Bursa’da yapar. Ardından İzmit, Trabzon ve Girit
yolculuklarına çıkmıştır. Daha sonra Avusturya, Hicaz, Mısır, Sudan,
Habeşistan, Dağıstan gibi ülkelerde dolaşmıştır. Gördüklerini ve gözlemlerini
“Seyahatname” adlı eserinde tarih ve yer belirterek yazar. “Seyahatname”
edebiyatımızın gezi türünde ilk ve en büyük eseridir. Bu eserde, gerçekçi bir
gözle izlenen olaylar, yalın ve duru, zaman zaman da kurgusal bir anlatım
içinde, halkın anlayacağı şekilde anlatılmış, yine halkın anlayacağı deyimlere
sıkça yer verilmiştir. Evliya Çelebi’nin on ciltlik Seyahatname’si, bütün görmüş
ve gezmiş olduğu memleketler hakkında oldukça önemli bilgiler içermektedir.
Eser bu yönden Türk kültürü, tarihi ve gezi edebiyatı açısından önemli bir yere
sahiptir.
KATİP ÇELEBİ (16. yüzyıl)
Tarih, coğrafya, tıp, astronomi, bibliyografya vb. alanlarda çalışmalar yapmış
ünlü bilgindir. Geniş bir kütüphaneye sahiptir. Asıl adı Mustafa’dır. 1608’de
İstanbul’da doğmuştur. Babası, Osmanlı devlet ve siyaset adamlarının
yetiştirildiği Enderun mektebinde tahsil görerek yetişmiş bir askerdir. O, ordu
katipliğinde bulunduğu için ulema ve halk arasında Katip Çelebi diye
tanınmıştır. O, bir edebiyatçı olmaktan çok, bilim adamıdır. Tarih, coğrafya, tıp,
biyografi gibi birçok alanda eser vermiştir. Eserlerinde daha çok, Arapçayı
kullanmıştır.
Eserleri:
Keşf’üz Zünun, Cihannüma, Tuhfet’ül Kibar fi Esfar’il Bihar, Takvim’üt-Tevarih
Keşf’üz Zünun: Arapça yazılmış çok değerli bir eserdir. On beş bine yakın kitap
ve on bine yakın yazarı tanıtan büyük bir bibliyografya ansiklopedisi
niteliğindedir. Mısır’da, Almanya’da, İstanbul’da basılmıştır. Eser Latinceye de
çevrilmiştir.
Cihannüma: Türk edebiyatındaki en eski coğrafya kitabıdır. Haritalarıyla birlikte
İbrahim Müteferrika matbaasında basılmıştır. Daha sonra yazılacak coğrafya
kitaplarımıza kaynak olan bu eser, Avrupa dillerine de çevrilmiştir.
YİRMİSEKİZ MEHMET ÇELEBİ (18. yüzyıl)
Yirmisekiz Çelebi olarak tanınan yazar, III. Ahmet zamanında elçi olarak
Fransa’ya gönderilmiştir. Hem Fransa ile Osmanlı arasındaki dostluğu
kuvvetlendirmek hem de Fransa’daki izlenimlerini yazmak amacıyla
görevlendirilmiştir. Fransa ve Fransız yaşamıyla ilgili gözlemlerini
“Sefaretname” adlı eserinde yazmıştır. Yirmisekiz Çelebi Mehmet,
Sefaretname’sinde yalnız Fransa’yı değil Avrupa’yı tanıtır.